Son yıllarda Orta Doğu'da yaşanan gerilimlerin merkezinde, İran'in nükleer programı ve bu programın oluşturduğu tehdit algısı yer almakta. Hem ABD hem de İsrail, İran'ı tehdidi olarak görmekte ve bu doğrultuda çeşitli operasyonlar ve diplomatik görüşmeler yürütmektedir. Özellikle son dönemde ABD ve İsrail’in ortak yürüttüğü operasyonlar, bölgedeki dengeleri altüst edecek kadar önemli bir hal almış durumda. Peki, bu aşamaya nasıl gelindi ve önümüzdeki süreçte görüşmeler devam edecek mi? İşte dikkat çeken detaylar.
İran, 2000’li yılların başından itibaren nükleer enerjiyi geliştirme çabalarına hız vermişti. Bunu, enerji bağımsızlığı ve ekonomik kalkınma amacıyla meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak Batılı ülkeler, İran'ın nükleer silah geliştirme potansiyeli taşıdığı konusunda endişeliydi. Bu nedenle, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEK) denetimleri ve Birleşmiş Milletler yaptırımları uygulanmaya başlandı. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA), bu gerilimi bir nebze azaltmıştı. Ancak ABD’nin 2018 yılında anlaşmadan çekilmesiyle birlikte, İran yine nükleer faaliyetlerini artırmaya başladı. Bu durum, patlayıcı bir atmosferin doğmasına neden oldu ve ABD ile İsrail, İran'ı hedef alacak operasyonlar konusunda daha kararlı hale geldi.
İran’ın nükleer hamlelerine yanıt olarak, ABD ve İsrail işbirliği gözlemleniyor. Her iki ülke, İran’a karşı çeşitli stratejiler geliştirmiş bulunuyor. Başta siber saldırılar olmak üzere, askeri operasyonlar ve istihbarat paylaşımı gibi birçok alanda iş birliği yapılıyor. Özellikle İsrail'in İran’ın nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, gündemi sıkça meşgul ediyor. Ortak operasyonların bir diğer önemli ayağı ise diplomatik kanaldan yürütülen müzakereler. ABD, müzakereler aracılığıyla İran'ın nükleer programı hakkında dönüşüm sağlamaya çalışırken, İsrail ise İran’ı yalnızlaştırma çabalarına devam ediyor. Bu süreçte, bölgedeki diğer ülkelerle de çeşitli ittifaklar kurarak İran'ı zor durumda bırakmayı hedefliyorlar.
Son yaşanan olaylar, ABD ve İsrail’in ortak operasyonlarının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Her ne kadar İran, uluslararası baskılara karşı direnç gösterse de, dış politikadaki bu baskı ve tehditler, ülkenin iç dinamiklerini etkilemeye başladı. Bölgedeki diğer ülkeler ve müttefikler ise bu durumdan nasıl etkilenecek? Gelecek dönemde ABD ve İran arasında yeni bir müzakere süreci başlayacak mı? Bu sorular, önümüzdeki günlerin en önemli gündem maddelerinden biri olacak gibi görünüyor.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran operasyonu, sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda uluslararası siyasette yeni bir dönemin kapılarını aralamış durumda. Tüm bu gelişmeler, bölgesel güvenliği tehdit ederken, aynı zamanda yeni iş birliklerinin de habercisi olabilir. Gözler, önümüzdeki günlerde yapılacak olan diplomatik görüşmelere çevrildi.