Türkiye’nin dört bir yanında hızla yayılan tüketim kültürü, birçok geleneksel zanaatı tehdit ederken, bir usta bu akıma meydan okuyor. Yaklaşık elli yıl önce babasından öğrendiği zanaatla hayatına yön veren bu kişi, sadece mesleğini değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesini de sürdürüyor. Geleneksel el sanatlarının yerini hızla hazır ürünlerin aldığı günümüzde, ustanın yaşam hikayesi ve zanaatı yaşatma çabasının ardındaki motivasyon oldukça etkileyici bir tablo sunuyor.
İstanbul’un tarihi sokaklarında, yılların getirdiği tecrübelerle dolu bir atölye bulunuyor. Bu atölyenin sahibi, Osman Usta, zanaatını babasından öğrenerek geleneklerinden aldığı güçle ilerliyor. Babası, onu her zaman işinin değerine ve kalitesine inandırmıştı. Beraber çalıştıkları yıllarda ustalık zanaatının sadece bir meslek olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu öğretmişti. Bugün, Osman Usta 70 yaşında ve hâlâ her gün sabah erkenden atölyesine gelerek çalışıyor. Malzemelerle olan ilişkisi, adeta bir sanatçının tuvaliyle kurduğu bağı andırıyor. Her bir parçada, onun hikayesinin de bir yansımasını bulmak mümkün.
Osman Usta’nın ifadesiyle, “Tüketim kültürü her yeri sardı. Ancak ben, bu kadar kolay vazgeçilecek bir zanaatın parçası olmayı reddettim.” diyor. Atölyesinde, el yapımı ürünlerin değeri ve estetiği üzerine önemli bir duruş sergiliyor. Geleneksel yöntemlerle ürettiği ürünleri, şıklıkları ve kaliteli işçilikleri ile öne çıkarak günümüzde hak ettiği değerini almaya çalışıyor. Her ne kadar modern teknoloji zanaatı tehdit etse de, Osman Usta’nın atölyesi, geçmişle geleceğin birleştiği bir köprü niteliği taşıyor.
Osman Usta, sadece bir zanaatkâr değil, aynı zamanda tüketim çılgınlığına karşı bir duruş sergileyen bir simge haline gelmiştir. Zamanla daha da yayılan hazır ürünler karşısında, el emeği göz nuru eserlerinin değerine inanarak, genç nesillerin de bu zanaati benimsemesi için çaba harcıyor. Atölyesinde, usta-çırak ilişkisi kurarak, birçok gence mesleğin inceliklerini öğretiyor. “Benim gibi ustalar, aynı tutkuyla devam ettikçe bu zanaat yaşar.” diyor ve ekliyor, “Gençler arasında bu işin kıymetini bilenler var, onlarla birlikte yol alarak bu geleneği sürdüreceğiz.”
Osman Usta’nın çalışmaları sadece kendi atölyesinde değil, fuar ve sergilerde de ses buluyor. Katıldığı etkinliklerde, hem geleneksel zanaatin önemini vurguluyor hem de insanları bu değerleri tercih etmeye teşvik ediyor. El yapımı ürünlerin estetiği ve kalitesi ile ilgili birçok gösterim yaparak, insanların tüketim alışkanlıklarını sorgulamalarına neden oluyor. Zanaatin derin anlamını ve hikayesini paylaşmak, Osman Usta için yalnızca bir iş değil, aynı zamanda bir sorumluluk.
Kendi yarattığı sertifikalı markasıyla ürünlerini sunan usta, dünya genelinde de bilinirlik kazanıyor. Geleneksel el sanatlarının yanı sıra modern tasarımları da harmanlayarak yenilikçi bir yaklaşım geliştiriyor. “Geleneksel olanı modernle harmanlamak, hem geçmişimize saygı duruşu hem de geleceğe dair bir adım.” diyor ve ürünlerini sergilemeye devam ediyor.
Osman Usta’nın hikayesi, yalnızca bir zanaatkârın yaşam öyküsü değil, aynı zamanda kültürel bir mirası yaşatma çabasıdır. Zaman içerisinde kaybolmakta olan bir kültürü yeniden canlandırma isteğiyle dolu olarak, genç nesillere ilham vermek niyetindedir. Kendisi için amaç, mesleğini yalnızca sürdürmek değil, aynı zamanda bu değerleri daha geniş kitlelere aşılamak olarak belirlemiştir. Böylece, toplumda farkındalık oluşturmanın ve el sanatlarına olan ilgiyi artırmanın gayretindedir.
Babasından aldığı öğretilerle şekillenen bu hayat hikayesi, güçlü bir irade ve tutku ile birleştiğinde, Osman Usta’nın sadece bir meslek icra ediş şekli olarak değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olarak karşımıza çıkıyor. Standartlaşan tasarım deryasında kaybolmamak için verdiği mücadele, birçok insana ilham kaynağı olmaktadır. Tüketim kültürüne karşı olan direnişi ve bunun yanında gösterdiği özveri, zanaatı ve kültürü yaşatmanın yanında, geleceğe umut taşıyan bir hikaye bırakmaktadır.
Sonuç olarak, Osman Usta’nın hayatı, zanaatın, mirasın ve kültürel değerlerin ne denli önemli olduğuna dair güçlü bir mesaj veriyor. Yarım asırdır sürdürdüğü bu zanaat, onun için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam sebebi ve inancı haline gelmiştir. Tüketim kültürüne karşı gösterdiği direnç, insanlara geleneksel el sanatlarına olan ilgiyi yeniden katarak, güçlü bir toplumsal dönüşüm olanağı sunmaktadır.